Murat Menteş Sözleri 2026
Aşağıda sizler için Murat Menteş'in en güzel ve anlam dolu sözlerini bir araya getirdik. Yazarın eserlerinden alıntılarla hazırladığımız bu sözler, size hem ilham verecek hem de düşüncelerinizi zenginleştirecek. Farklı ve etkileyici sözler arıyorsanız bu liste tam size göre.
Ateşin icadından önce olup cehenneme giden mağara adamının hayreti içindeyim.
Senin naz faslın, benim sabır süremi aşmasın lütfen.
Hayatta sevmem dedin ya, bunun bir de öteki dünyası var, umutlanıyor işte insan.
Daha çok düşünüp daha yavaş hareket etmek gerekir. Terbiyenin ilk şartı budur.
Bekar bir adam asla pişirmesi yemesinden uzun süren bir yemek hazırlamaz!
Kalbinizde olup da hiç kimseye anlatamadığınız, dile getirilmesi imkânsız bir şey var ya; işte Allah onu biliyor, üzülmeyin.
Yaş sezonluk bir duygudur.
Keşke sen de var olsan ben düşününce.
Rüyalar alınyazımızın ayrılmaz parçalarıdır.
Herkesin üç kişiliği vardır; ortaya çıkardığı, sahip olduğu ve sahip olduğunu sandığı.
Yanlış çağda yaşamanın stresi içindeyim.
Bazı ihtimaller ihtimal olarak kalmaya mecburdur.
Yanılıyorsunuz, Pinokyo yalanı değil, insan olma çabasını temsil eder.
Zamanla esnekleştim. Ulaşılması ve vazgeçilmesi en zor nimetin sükûnet olduğunu anladım galiba.
Şüphe oyuncak mı gerçek mi, boş mu dolu mu olduğunu kestiremediğiniz, sağa sola bakınan bir tabanca gibidir.
Evrende yalnız mıyız bilmiyorum ama dünyada yalnızız.
İnsan boş bir tüfektir ama bakarsın bir gün patlar.
Aşk hayalin çocuğu, hayal kırıklığının annesidir.
Bütün şarkılarda senden bahsediliyormuş, onu fark ettim.
Bir lafı nerenden anlarsan orana girer.
Biz yetimler intikam iştiyakıyla doluyuzdur. Dehşeti dengelemeye yatkınızdır. Başkalarının öçlerini de almaya hevesleniriz. Yetimlik bize kanlı doğaçlamalar yapma cüreti verir. Suçlamakla ya da suç işlemekle kaybolmayan bir masumiyet imtiyazına sahibizdir.
Gözlerindeki ayet derinliğini hayrına tafsir etsen ya!
Biz, Nasreddin Hoca’nın torunlarıyız. Hep bir umut var içimizde. Ya severse?
Ölümden değil, gelecekten korkuyorum.
Siyasetçiler din sömürüsüne devam ettikleri sürece, kafa kesenlerin getirdiği tekbir, minarelerden yükselen tekbiri bastıracaktır.
Yapabileceği tüm hataları yapıp hiç ders almamak” diye bir şey olmasaydı ben icat ederdim.
Kendimizi, parayla değil, okuyarak, öğrenerek, seyahat ederek, merakla, bilgiyle zenginleştirebiliriz.
Yanılgılarımızın çoğu, düşüneceğimiz yerde duygulanmak ve duygulanacağımız yerde düşünmekten doğar.
Kartları kader karıştırır, biz oynarız.
Seni unutma fikri bile sana kavuşma umuduna bağlanıyor içimde. Senden kaçış varsa bile kurtuluş yok.
Hakikat akılla değil, cesaretle bulunur.
Son sözlerime şerh düşüyorum, korkma ben varım.
Dostlarımız; biz caddenin kenarında alevler içinde yanarken, karşıya geçip üstümüze işemeye üşenen kimselerdir.
İntikam şarabi, yaraları ham olanlara şifa verir.
Bildiğim bir şey varsa, gökyüzündeki bir kuşu köşeye sıkıştıramazsın.
Günahkârlar, hoşgörülü ve özgürlükçüdür çünkü empati kurmalarına bir engel yoktur. Pişmanlık, bir aydınlanma anıdır ve tövbe hem bir psikolojik analiz hem de kendini bilmenin ideal görünümüdür. Şükür, güzellikleri keşfetmeye yönelik dikkatin gelişkinliğidir. Ayrıca, zamanla tatlanan acı hatıralar ile unutulan mutluluklar arasındaki farka denk gelen saçmalığı telafi eder.
Cennete ve cehenneme inanıyorum, çünkü ikisi de bu dünyada mevcut.
Aşk insanın sadece psikolojisini ve kimyasını değil; tarihini, müziğini, coğrafyasını, edebiyatını, fiziğini, beslenme çantasının içindekileri, hayat bilgisini de değiştiriyor.
Hani insan bazen gökte yabancı bir cisim görür de gözlerine inanamaz ya, yanındakine, ‘benim gördüğümü sen de görüyor musun?’ Diye sorar. Ben de seninleyken gözlerime inanamıyordum. Kulaklarıma inanamıyordum. Vücudumdaki hiçbir hücreye inanamıyordum. Kimseye soramıyordum da ‘benim gördüğümü sen de görüyor musun?’ Diye.
Bir insan acıdan delirdiğinde, diğerleri onun acısını değil, deliliğini görürler.
Tek kelimeyle zor, iki kelimeyle çok zordu.
Kaderini çizerken cetvel kullanamazsın.
Kader hem zamana [tarihe ve an’a] ve mekâna [uzaya ve vücudumuza] yayılan; hem de bizzat bizim ruhumuza, nefsimize, zihnimize, gönlümüze, vicdanımıza, bilincimize yani varlığımızı teşkil eden yoğunluk bölgesine odaklanan gerilimin adıydı. İyi ile kötü, günah ile sevap, helal ile haram, doğru ile yanlış, ümit ile korku, ödül ile ceza, cennet ile cehennem arasındaydık. İnanmak insanın en ince ve en keskin sınırda hareket etmesi demekti. Buna mukabil, teslimiyette, iradenin forsunu aşan bir imkân vardı ki bunu ancak terbiyeden sonra gelen olgunluk sayesinde kavrayabilirdik.
Aşkımız senden uzun yaşadı. Ayrılığımız da benden uzun yaşar diye korkuyorum.
Gökle bir olmadıkça, yerle bir oluyor insan.
Kartları kader karıştırır, biz oynarız.
Biz bu çağın fiyakalı kaybedenleriyiz.
Elli yaşındaki bir adam kendini otuz yaşında hissediyorsa, yirmi yılını boşa harcamıştır.
Bu kitapta anlatılan olayların hepsi gerçektir, fakat hiçbiri henüz cereyan etmemiştir.
Yalnızsan yalanlar sana ilaç gibi gelir.
Ölümden korkuyorduk, çünkü insandık.
İnsan, kendi samimiyetinin altını çizmeye kalkıştı mı, ister istemez üstünü de çiziyor. Samimiyet, mahremiyetle mukayyet olsa gerek.
Aşk, gençlerin oynadığı fakat ihtiyarların bildiği bir oyundur.
Çok sevmek, sonsuza dek kavuşamamak için en ideal yöntemdir.